Vertikalizasyon kelimesi, bakıldığında "dikeyleştirme" anlamına gelen İngilizce kökenli "verticalization" kelimesinin Türkçeleştirilmiş halidir. Vertikale getirme şeklinde yansıyan pratik söylemi, çok zaman tilt-table, stand-table gibi değişik medikal firmaların çıkardığı ürünlerin model ismine bağlı farklılık gösterse de doğru karşılık kesinlikle "vertikalizasyon" tabiridir. Çünkü kullanılan ara materyal - araç ne olursa olsun yapılan eylem hastayı vertikalize etmek - dikeyleştirmek - üzerine kuruludur.

Peki, yapılan bu "stende kaldırmak"(?) ne işe yarıyor?

Kaslarda ve Eklemlerde Germe Etkisi 

Bu bağlamda bir CP (Serebral Palsi) tanılı dostumuzu ele alalım. Spastisitenin hakim olduğu kaslarda uzun süreli germe etkisinin sağladığı otojenik inhibisyon sirkülasyonu, özellikle kaslarda yoğun bir rahatlamayı sağlar. Aynı şekilde elde edilen proprioseptif kazanımlar kasların tonus olarak regüle edilebilir forma erişmesini sağlar.

Kemik Mineral Dansitesi 

Kemik mineral dansitesini anlamak için Wolf Kanunu'nu iyi özümsemek gerekir. Wolf Kanunu der ki, "kesikli yüklenme hipertrofi, sürekli yüklenme atrofi yanıtı doğurur". Burada şöyle bir husus söz konusudur. Yine spastistenin hakim olduğu bir vaka üzerinde duracak olursak "Kemik sürekli bir yüklenmeye maruz kalır" tabiri doğrudur. İstemli hareketin etkin kılınamadığı aşamalarda ne yazık ki kasların kasılması ile mümkün olan "kesikli yüklenmeler" kazanılamayacak ve haliyle kemikler, kas gelişimi (?) paralelinde seyredemeyecek ve zayıf kalacaktır. Hastayı vertikalize etmek ise yer reaksiyonel etkinliği ve tepki kuvveti uyarınca özellikle alt ekstremite kemik gruplarına anlamlı bir yüklenme sağlayacaktır.

Sosyal Uyumluluk 

Bağımlı statüsündeki insanları düşünün. Bütün günü yatarak geçen bireyler çevre ile uyumu ne düzeyde tolere edilebilir? Çevreye karşı "ilgili" davranmalarını engelleyen bu fiziki durumları tahmin ediyoruz ki, kurtulmaları gerekenler arasında. Bu yüzden vertikalize ettiğinzde sosyal bir ilgi başlayacak, çevresindeki insanlar ve objeler ile daha yakından temasa geçecektir. Bu da moral anlamında anlamlı kazanımlar sağlayacaktır.

Dolaşımı Düzenler

Aktif kontraksiyonların olmadığı bir bedende "venöz dönüş" anlamında "olumlu" cümleler kurmak zordur. Eğer hastamız özellikle alt ekstremitesinde aktif kontraksiyonlara yer veremiyorsa dolaşım önemli ölçüde zayıflar. Zira venöz dönüş tam anlamıyla mümkün kılınamayıp, venöz göllenme durumu ile karşılaşılır. Hasta birey vertikalize edildiğinde ise durumun tam aksine gerçekleştiği görülür.

Mental Gelişim Uyarılır

Vertikalize edilen bireyin, çevre ile uyumunun arttığından söz etmiştik. Yine aynı şekilde vertikalizasyon sayesinde çevresel uyarılara duyarlılığı artan bireyler mental anlamda da gelişimi uyarılmış olur. Bunu daha iyi anlayabilmek için hayatında hiç vertikalize edilmemiş bir çocuğu düşünün. Çevresinde gördüğü yeni objeler, beyin gelişimini de uyaracaktır. Çevresindeki eşyaları tanıdıkça, kullandıkça fonksiyonel anlamda kazanımlar beyin gelişiminde anlamlı sonuçlar doğurur. Çünkü el becerilerinin önemli ölçüde gelişimler göstermesi beyinde de anlamlı gelişimler sağlar.

Doğru Duruş Öğretilir

Duyusal kazanımlar, büyük kazanımların da anahtarı niteliğindedir. Bu duyusal kazanımlar arasında en önemlisi de şüphesiz proprioception'dır. Bu manada bireyi doğru duruşa sevk eden her hareket anlamlı kazanımlar da sağlar. Örneğin dikeyleştirme sonucunda bireye dik durma hissi sağlarken, aynı zamanda alt ekstremitelerine de yük bindirerek proprioseptörleri de önemli ölçüde aktive ederiz ve belki de ileride kazanacağımız aktiviteleri stimüle etmiş oluruz.
Gebelik, belki de hayatınızda yaşayacağınız en güzel tecrübelerden biri. Her ne kadar size yepyeni bir yaşamın kapılarını aralasa da, birçok sağlık sorununa da zemin hazırlayabilir. Ancak yine de egzersizin kanıtlanmış etkileri, gebelik durumunda profesyonel bireyler tarafından uygulanan egzersiz programının kaliteli bir gebelik yaşamanızı mümkün kılıyor.

Öncelikle halk nezdinde kabul görmüş ve neredeyse "eleştirilemez" statüye erişmiş etkenlerden biri "hareket etmek, çok hareketli olmak düşük yapar" mentalitesi kusurludur. Bu belirli dönemler için "çok hareket etmek" formatında olmasa da bazı aktivitelerin riskli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gerçek anlamda özellikle ilk trimester olarak belirlenen -ilk 3 aylık dönem- dönemde düşük riski yüksektir. Bu yüzden ilk trimester boyunca "egzersize başlama" mentalitesi pek de mantıklı değildir. İkinci trimestere geçildiğinde artık daha güvenilir bir konumdadır ve egzersizler "doğru sınırlamalar" ile uygulanabilirdir. Ancak bu da ikinci trimesterde istediğiniz gibi hareket edin, koşun, sıçrayın anlamına denk düşmemektedir.

Hamilelikte egzersize ne zaman başlanır?

Gebelikte egzersiz uygulamaları, durumun stabilleştiği, bireyin ve çocuğun daha güvende olacağı zamanlar kesinlikle "doktor" görüşü doğrultusunda önerilir. Gebelerin egzersiz yapabilmesi için, kesinlikle bir uzman doktor ile görüşüp, "egzersiz için hiçbir sakınca yoktur" söylemini duyması gerekiyor. Ancak yine de tahmini tarihler için çizilecek bir yol haritası mevcut. Fizyolojik olarak durumun ve gebeliğin getirdiği yan etkilerin hafiflediği dönem olarak sayılabilecek ikinci trimester (3.aydan sonra) egzersize başlama konusunda önemli bir statüdedir.

Hamilelikte egzersiz yapmanın faydaları nelerdir?

Hamilelik tanımlaması sırasında kullanılan "yeni yaşam" mottosu, sadece mental olarak algılanmamalı. Hamilelikle beraber ortopedik kökenli birçok şikayet de belirginleşebilir. Zira ağırlık merkezinizi değiştiren, belirli bölgelerde (özellikle bel) yüksek yüklenmeler yaratan, günlük yaşamda "sedanter"leştiren, dolaşımınızda gözle görülür farklılık yaratan bir deneyimden söz ediyoruz. Bu kadar önkoşulun değiştiği bir ortamda, belirgin başkalaşımlar ve tecrübeler yaşamak da mümkündür. Örneğin hamilelerin en çok yaşadığı deneyimlerden biri olan "bel ağrısı" şikayeti, genel olarak bel bölgesine yoğunlaşan yüklenmenin yanı sıra, yer çekimi merkezini değiştiren ağırlaşma ile yakından ilişkilidir. Bu hususta, gebelikle beraber uzayarak zayıflayan kasların genel olarak core-stabilizatör etkinliği göz önünde bulundurulmalı ve egzersiz formatı da stabilizasyon konusunda "emniyetli" çözümler sunmalıdır.

Üstelik hamilelikte egzersiz sadece "var olabilecek sorunları ortadan kaldırma" mentalitesi ile örtüşmez. Örneğin, doğumun kolaylaşması, doğum sonrası toparlanma sürecinin kısalması, genel sağlık durumunun korunması gibi çok kompleks ve anlamlı kazanımlar da sunar. Bu sayede egzersiz yapma gayretini devam ettiren bireyler, hamilelik sonrasında çok anlamlı kazanımlar

Hamilelikte egzersiz yaparken nelere dikkate edilmelidir?

Hamilelikte egzersizler, resistif formda olmamalıdır. Çünkü dirençli egzersizler, kalbe binen yükü önemli ölçüde artırır. Resistif egzersizler olmamalı derken, kesinlik ibaresinden çok dikkate özen göstermek gerekir. Çünkü dirençli egzersizler belli koşullarda kullanılabilir. Ancak hamile bireylerde esas sorun stabilite odaklıdır ve egzersizler de genel kondüsyonu artırıcı formda olmalıdır. Genel kondüsyonu stabil tutan ve hamile bireyin, içinde bulunduğu durumdan ötürü "inaktif" olmasının önüne geçilmelidir.

Bir başka durum ise hormonal değişimlerin tetikleyeceği "diastesis recti" gibi kozmetik açıdan büyük sorun teşkil edebilecek problemlerdir. Bu problemin temelinde relaxin hormonunun salınımına bağlı olarak gelişim göstermekte, karın kaslarını güçlendirici egzersizler ile linea alba adında beyaz bağ doku esneyebilmektedir. Bunun sonucunda rectus abdominis parçaları arasındaki kozmetik bütünlük kaybolmakta ve "baklava" olarak bilinen kas dağınık ve şık görünmeyen bir hal almaktadır. Her ne kadar düzeltme adına korrektif egzersizler mevcut olsa da, sorun oluşmadan ort
adan kaldırılması önemli bir konumdadır.

Hamilelikte genelde egzersizler genel kondüsyon ve stabilite üzerine odaklansa da, hamilelik döneminde kasılmaların vereceği semptomatik rahatsızlıkların önüne geçebilmek adına doğru nefes alıp, verme egzersizlerinin yanı sıra gevşeme egzersizleri de programa dahil edilmelidir. Bu egzersizler prenatal (doğum öncesi) dönemi kapsadığı gibi, doğum sırasında da aktif kullanılabilecek forma dönüştürülmelidir. Bu doğumun olması gerektiği gibi "normal" geçmesi için gereklidir. Çünkü doğum "fizyolojik" bir olaydır ve bu olay sırasında "dayanılmaz ağrılar" hissetmeniz, yeterli gevşeme deneyimine sahip olmamanızdan ötürüdür. Fizyolojik bu olay ideal koşullarda "ağrısız" veya "rahatsız edici düzeyde olmayan ağrılar" ile olmalıdır.

Son olarak hamileliğin son dönemlerine doğru sırtüstü yatış venöz dönüşü azaltır. Bu yüzden sırtüstü yatıştan ziyade yastıklarla desteklenmiş ve rahat hissedebileceğiniz yan yatışlar daha kaliteli ve az komplikasyonlu yatmanızı sağlayabilir.

UYARI! Egzersizlere başlamadan önce kesinlikle uzman doktor görüşünü alın ve egzersizler için "fizyoterapistinize danışın"

Skolyoz egzersizleri, her ne kadar konuya spesifik bir forma bürünse de, skolyoz tanımlaması hali hazırda "değişken" bir durumu tanımlayan, genel bir adlandırmadır. Dolayısıyla her skolyoz vakasını, birbiri ile aynı pergelde yorumlayarak egzersiz planı çizmek de yersizdir. Çünkü skolyoz egzersizleri olarak tanımlandırılan şeyler, oldukça genel, normal insanların da stabilizasyonlarını geliştirmek için yapabileceği egzersizlerdir. Bu yüzden skolyoz egzersizleri tanımlaması, tanısal kriterde yorumlandığında bir nebze kusurlu ve tartışmaya açık konumdadır.

Türk halkı olarak hastalıkların belirtileri, ilerleyişi, tedavi yöntemleri ve varsa alternatif tıp yöntemlerini internet üzerinden araştırmaya bayılıyoruz. Fizyoterapi ve rehabilitasyon bölümünde okuyan bireylerin egzersizleri formuna ve amacına uygun yaptırabilmek adına 4 yıl okuduğu detayını da atlayarak, egzersizleri de internet üzerinden edinmeye meraklıyız. Ancak burada kusurlu sonuçlar ortaya çıkıyor. Çünkü skolyoz tanısal olarak tek düzlemde gelişim gösterebilecek, uygulanacak birkaç egzersizle kesin sonuca erişilebilecek formda bir yapıya sahip değil. Bu da egzersiz metodolojisinin ince eleyip, sık dokunarak irdelenmesi gerektiğini gösteriyor.

Skolyoz aslında ikiye ayrılır. Yapısal ve fonksiyonel olmak üzere. Yapısal olan konjenital veya edinsel olabildiği gibi, rotasyonel bileşenin de konuya dahil olmasıyla genellikle progresif seyir benimsemekle beraber konservatif tedavi yoluyla geri kazanımların belli boyutlarda kaldığını ve tam iyileşmenin mümkün olmadığını belirtmek gerekiyor. Fonksiyonel skolyoz ise genelde bir etyolojik unsur doğrultusunda vücut simetriğinin kaybolduğu ve omurganın belli bölgelerde eğrisel anlamda farklılık yarattığı bir boyuttur. Patolojiye neden olan etken ortadan kaldırıldığında, omurga yine sağlamlığını kazanır. Bu yüzden doğru tespit edilen bölgelere uygun egzersizler verildiğinde fonksiyonel skolyozda çok anlamlı bir düzelme bekleriz.

Dolayısıyla her hastalık evet çok özeldir, evet çok farklıdır, evet farklı şekillerde tedavi edilmelidir. Ancak skolyoz tamamen başka bir boyutta, tamamen başka bir özelliğe sahiptir. İnternet üzerinden aranan skolyoz egzersizleri başlıklı egzersizler, gövde stabilizasyonuna katkı sağlasa da, skolyoza sebebiyet veren patolojik etkeni ortadan kaldırmakta büyük ölçüde yetersiz olacaktır. Çünkü skolyozun C ve S olması gibi tedavi protokolünü baştan sona değiştiren unsurların sürece doğrudan müdahil olan etkenlerin başında gelmesi, kişinin kendine özgü egzersizlere ulaşmasını gerekli kılıyor.

Sonuç olarak her hastalık, hastaya özgüdür. Her biri farklı bir bakış açısıyla tedavi edilmelidir. Ancak skolyoz bambaşkadır. Basit bir zeminde oldukça komplike bileşenler ile onlarca ihtimal çıkarabilir. Bu da uzmanların incelemesi ve egzersiz önerileri ile çözülebilir. Kısacası internetten skolyoz egzersizleri yazarak sonuca erişmekten vazgeçin, bir uzmana danışın.



Dünya ile Türkiye, paralel bir seyir gösterse de gelişmişlik düzeyleri ve sektörel yoğunluğa bağlı çeşitli başlıklarda anlamlı farklılıkları gözlemlemek mümkün. Bunlardan biri de sağlık sektöründe var olan net ve keskin bir farklılık. Bunu birçok haber sitesinin analistler tarafından düzenlenen listelerde fizyoterapistliği ilk sıralarda göstermesine karşın, mesleki olarak Türkiye'de "atanamayan" gruba düşmesi olarak görmek mümkün. 

Forbes ise "En iyi ücretleri alan 25 meslek grubu" başlığında yayınladığı listede Fizyoterapistler (Physical Therapist) ortalama 74 bin dolar yıllık gelirle birçok meslek grubunu geride bırakarak, 17. sırada kendine yer edinebilmiş vaziyette. Yine BBC gibi yayın kuruluşları da Amerika, İngiltere gibi ülkelerde son 30 yıl içerisinde en başarılı meslek grupları arasında fizyoterapistliği de göstermektedir. Ancak durum ülkemizde tam aksine "yüksek puanla yerleşip, atanamayan" yönüne doğru evrilmektedir. Bu yüzden Sağlık Bakanlığı, yüksek vasıflı bu meslek grubu için bir şeyler yapmalıdır. 

(bkz; http://www.forbes.com/pictures/fjle45edmfm/no-17-physical-therapis/#ee98a6438500)

Forbes'ın geçerliliği ve etkinliği tartışılmaz. İş sektöründe çok farklı ve ülkemizde "göz ardı" edilen mesleklerin yüksek kazanç sağlaması, ülkesel anlamda sektörel değişimler ile açıklanabilir. Ancak ülkemizde fizyoterapist olmak için insanların ilk 20 bin bandından tercih etmesi ve bu meslek için varını, yoğunu ortaya koyarak 4 yıl çalışması öyle göz ardı edilecek bir şey değil. Nitekim 71 bin dolar geliri görmesi neredeyse imkansız olan biz Türk fizyoterapistlerin, şu günlerde iş bulma konusunda bile pek talihli olduğunu söylemek imkansız. İstihdam sahasının yansımalarını iyi şekilde analiz eden devlet yetkililerinin, her yıl 4 bin mezunu nereye, ne şekilde istihdam edeceği ise halen merak konusu. Bu sene dahi mezun olan birçok arkadaşımız yoğun eforla iş aramasına karşın bir sonuç alabilmiş değil.

Bu süreç bu şekilde sürdürülebilir değil. Ucuz iş gücünden ziyade kaliteye odaklandığımız zaman daha kaliteli konumlara erişeceğimiz aşikar. Bugün eğitim kalitesinin düşmesi meslektaşlar arasında dahi konuşulmaktadır. İnsan sağlığına ve umutlarına doğrudan etki eden fizyoterapistlerin bu derece ötekileştirilmesi ve eğitim konusunun "yüzeysel" geçilmesi kabul edilemez. Fizyoterapistler hak ettiği konuma erişebilmeli ve istihdam konusunda daha geniş alanlara diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi erişebilmelidir. 


İmmobilizasyon kavramı, hareketsizleştirme anlamında kullanılır.  Temel hedef, henüz akut bir yaralanmanın oluşturduğu travmatik etkilerin maksimal boyuta ulaşmasının önüne geçmek ve bölgenin internal yapılar ile sağlanamayan stabilizasyonunun farklı parametreler ile sağlanmasıdır. 

Bazı yaralanmalar o kadar komplikedir ki, immobilizasyon süreci dokunun dejenerasyonel sürecine olumlu katkılar sağlar. Aslında internal bütünlüğün lokal bir şekilde kaybedildiği durumlarda immobilizasyon süreci, akut dönemde büyük bir önem ihtiva eder. Ancak tüm bu kazanımların yanı sıra kontrollü devam ettirilmeyen immobilizasyon süreci bazı durumlardan da feragat anlamı taşımaktadır. Çünkü yüzlerce kastan oluşan vücudumuz kesinlikle "hareketlilik" esaslı çalışır ve bu düzlemde gelişmeyen sürece uyum sağlamak için, çeşitli mekanizmaları devreye sokar. 

İmmobilizasyon ne zaman yapılmalı?

Immobilizasyon kavramını doğru bir şekilde sorgulamak gerekiyor. Yani immobilize etme amaçları genel bir pergelde seyredebileceği gibi, belli hedefler doğrultusunda da uygulanabilir. En sık biçimde kemik kırıklarında, eklem subluksasyon / dislokasyonlarında, cerrahi sonrasında, kas strainlerinde, yumuşak doku strainlerinde kullanılmaktadır. Bu bazen eksternal (dış kaynaklı) bir destek vasıtasıyla da gerçekleştirilmektedir. Örneğin fleksör tendon yaralanmaları sonrasında greftin esas dayanağı tespit bölgesi olduğundan ve internal bir bileşene henüz kavuşamadığından aktif hareket de dahil olmak üzere oluşabilecek bir gerilim greftin bütünlüğü kaybetmesi ve tekrar cerrahi gereksinimi gibi sonuçlar ile karşımıza çıkabilir. Bu etapta bölgenin immobilize edilmesi büyük bir önem taşır. 

Mekanik koreksiyon sonrasında da bölgenin spesifik bir immobilizasyon sürecine dahil edilmesi gerekir. Çünkü örnek subluksasyon sonucunda eklemin yapısal bütünlüğü önemli ölçüde bozulmuştur ve bu bölgede var olan "normal" standartlarda tutulması, eksternal bir destek olmaksızın pek mümkün gözükmemektedir. Burada amaç, dokusal bir bütünlüğün sağlanabilmesi amacıyla "geçici" bir süre eklemi eksternal bir destekle doğru eksende tutmaktır.

Immobilizasyonun yararları nelerdir?

Akut bir yaralanmanın en spesifik belirtileri arasında ağrı (pain) ve şişlik (swelling) bulunur. Bu belirtiler kalıcı forma dönüşürse belirgin semptomları da tetikler. Bu yüzden ağrının, kas spazmlarının ve şişliğin normale indirgenebilmesi açısından doğru istirahat pozisyonunda eklemin immobilize edilmesi gerekir. Bu aynı zamanda yeni yaralanmaların da önüne geçilebilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Dolayısıyla immobilizasyon, doğru bakım parametreleri ile uygulanması gereken bir metodolojidir. 

Immobilizasyonun zararları nelerdir?

Immobilizasyon sürecinin kritik mihenk taşları vardır. Bunlara dikkat edilmediği takdirde, yaralanmaların yanı sıra tedavi açısından sıkıntılı olarak yorumlayabileceğimiz yeni unsurların belirmesi mümkün olabilir. Bu yüzden yararları kadar zararlarını da doğru analiz edebilmeli ve süreci doğru analiz edebilmeliyiz. Aksi takdirde sürecin takibi ve gelişebilecek komplikasyonların önlenebilmesi mümkün değildir. 

Genel bir immobilizasyon, dolaşım siklusunun önemli ölçüde zarar görmesi ile de eşdeğerdir. Çünkü hareketlilik sırasında kasılan kasların aktivasyonu, venöz dönüşün en önemli bileşenidir. Ancak genel immobilizasyon sırasında büyük ölçüde kullanılmayan kaslar, aynı zamanda venöz dönüşün de sağlıklı biçimde gelişmesinin önünde engel statüsündedir. Bu sebepten dekübitis ülseri dediğimiz yaralar belirir ve bunlar genelde farklı etyolojik kökenlere bağlı gelişir. Nörojenik olabilir, metabolik olabilir, iskemik olabilir. Bunun analizi ve önlenmesi terapistin dikkat ve takip etmesi gereken süreçtir. Sonuçta hareketsizliğin getirdiği zararlar da, yararları gibi terapistin etkinliği içindedir. Dikkat edilmesi gerekir. 

Kas atrofileri de yine aynı şekilde immobilizasyon sürecinin değişmezleri arasındadır. Şöyle ki, kasların aktivasyonunda çok temel bir parametre söz konusudur. Çalışan kas gelişir veya mevcut durumunu korur, aktif olmayan kaslar ise "atrofiye" uğrar. Atrofi doğal olmasa da metabolik bir süreçtir ve kas liflerinin çapında meydana gelen azalmayı tarif eder. Bu vücudun "nasılsa kullanılmıyor, bu kadar kan akışına ve enerji transferine gerek yok" düşüncesinin bir yansımasıdır. Bu yüzden immobilizasyon sürecine dahil edilebilecek biçimde elektrik stimülasyonları, atrofinin korunmasında önemli bir unsurdur. 

İmmobilizasyonun zararları derken süreci sadece "fiziksel" unsurlara indirgemek de bir nebze haksızlıktır. Çünkü bu olay, en çok psikolojik yansımalara sebebiyet verir. Örneğin her gün 10.000 adımın üzerinde adım indeksine sahip, oldukça aktif ve günlük yaşamında sosyal birinin sadece bir günde tüm gününü yatakta geçirir hale gelmesi belli psikolojik yansımaları da tetikleyecektir. Çünkü süreç uzun olmakla beraber bir hayli psikolojik mücadelenin de etkin olduğu bir süreç. Bu kapsamda süreci değerlendirirsek, psikolojik zararların minimalize edilmesi önemli bir kazanımdır. 
8 Eylül'ün fizyoterapistler için önemi büyük. Her mesleğin neredeyse kendine ait bir günü olsa da, var olma mücadelesinde olan fizyoterapistlerin bu bağlamda kendilerine tahsis edilmiş gününe ayrı bir anlam yüklediği gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. Azimle, yılmadan, yıllar boyunca insanların sağlığı için kendi sağlığından olan fizyoterapistler, artık ötekileştirilmeden yaşamak, hak ettiğine erişmek istiyor.


Yıllar önce bu mesleği tercih ederken, popülaritesinin yanı sıra kutsallığını da göz önünde bulundurmuştum. Mesleğin ne kadar kıymetli bir konumda olduğunu anlamam için birkaç fizyoterapist ile görüşmem yeterli olmuştu. Hali hazırda o günlerde fizyoterapistler "her açıdan" iyi konumdaydı ve sorunlar gün yüzüne çıkmamıştı. Varoluş mücadelesi biraz daha "umursamaz" metodoloji üzerine kurulmuştu. Çünkü iş imkanları geniş, kazançlar tatminkardı. Ancak bu denklemde işleyen "kusursuz(!)" çark elbet bir yerlerde tıkanacak, doğal gidişata büyük handikapları dahil edecekti. Nitekim öyle de oldu. Fizyoterapistler işsizlikle, düşük çalışma ücretleri ve zorlu çalışma şartları ile tanıştı. O zamanlar meslek için "mücadele" etmek nedir bilmeyen fizyoterapistler, yeni mezun fizyoterapistler için "piyasayı düşürmeyin!", "azı kabul etmeyin", "o fiyattan aşağı olmaz" gibi söylemleri aşılarken, kendileri yeni istihdam sahaları için çok da bir varlık göstermedi.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen öyle güzel fizyoterapistler vardı ki, kendisi huzur içindeyken arkasından gelen nesile de gelecek sunabilmek, mesleğinin "kutsallığını" yaşatabilmek için yoğun çalışmasından arda kalan saatleri yine mesleği uğruna harcadı. Bu mesleğin sadece maddi kazanımlardan ibaret olmadığını, okuyan her bireyin bu mesleği yapması gerektiğini aşıladı. Bu arada kendi kalitesiyle fizyoterapistin gerekliliğini kabul ettirirken, yeni istihdam sahalarının oluşmasına da zemin hazırladı.

Bu iki farklı portföy de aynı meslek mensupları! Zaten herkesin aynı bütünlük içerisinde hareket etmesi pek de mümkün değil. Günümüzde her şeyin "maddiyata" bağlandığı bir devirde, parayı reddediyorum diyenin bile arkasında farklı kaynaklardan eklenen bir finansal gücün varlığından söz etmemek yersiz. O yüzden "şöyle, böyle" demekten ziyade herkesin "kazancı yerinde", "işi hazır" durumdayken keyfine bakacağı gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. Yani ilk örnekte yer alan dostlarımızı suçlamak da bir nebze acımasızlık olur.

Gelelim fizyoterapistlerin, bahsi geçen olumsuzluklara rağmen neden "fizyoterapist" olma yolunda direttiğine. Öncelikle fizyoterapist, yaptığı işin ne denli kutsal bir konumda olduğunu doğru analiz edebilmiştir. Örneğin kanser teşhisi sonrasında geçirdiği cerrahi müdahale akabinde hareket yeteneğini kaybeden ve "yatağa, tekerlekli sandalyeye" indirgenmiş bir hayata sahip olabilecek bir bireyi, bağımsızlaştırma, onu hayata kaldığı yerden devam ettirme görevini fizyoterapist üstlenmekten hiç çekinmez. Bilakis, işinin tam anlamıyla bu olduğunu da bilir. Küçük yol arkadaşlarımızın, doğumundan ölümlerine kadar mücadele etmesi gereken sorunlarda hep yol arkadaşları fizyoterapistlerdir. Çünkü fizyoterapistler, onlar yaşamda "bağımsız" bireyler olmalarını arzular. Kendi başlarına yemek yemeleri, kendi başlarına yürümeleri, kendi başlarına yazı yazmaları, kendi başlarına futbol oynamaları. Tarifi olmayan eşsiz duygulardır.

Bu eşsiz meslek çamura batsa da, kara saplansa da bizim mesleğimiz. Bugün hali hazırda yüzbinlerce insan, bizim azimli mücadelemizi bekliyor. Yapılacak çok sayıda tedavi, iyileştirilecek milyonlarca insan var. Evet, sorunlar da var. Belki de her şeyden fazla sorun var. Ancak sorun varsa, çözüm de "kendini kanıtlamakla" mümkün. Fizyoterapistin kıymeti anlaşıldıkça, geleceği mevki, kendine çizeceği yol haritası da şekillenecek. Önemli olan işini her zaman olduğu gibi "en iyi şekilde yapmak!"

8 Eylül Dünya Fizyoterapistler Günü Kutlu Olsun!